Çılgın bir iş günü daha

Dün akşam internette arkadaşlarla konuşurken konu tabii ki korona krizinden açıldı. Türkiye’deki arkadaşlarım hep home ofis çalışırken ben her gün işe gidip geliyordum. Aslında bizim IT’nin bütün beceriksizliğine rağmen teorik olarak evden çalışmam mümkün, yazdığım programlar ürettiğimiz makinelere pek bağlı değil. Unit testler, mock objectlerle işimi rahatlıkla halledebilirim. Benim işe gitme nedenim daha çok evde konsantre olamamam, sosyal olma ihtiyacı (evet, asosyal de olsam biraz sosyallik gerekiyor) ve yolda kitap okuyabilme fırsatı. Kısaca home ofis çalışabilenleri kıskandığım hiç olmadı ama Türkiye’yi tabii ki kıskanıyoruz.

Bugün büyük bir müşteri için yaptığımız bir proje üzerine çalışmam gerekiyordu. Normalde bürodan test merkezindeki her makineye erişip onları kontrol edebiliyorum. Sadece makineleri çalıştırırken bazen dikkatli olmak gerekiyor. Neyse, test sistemine yeni versiyonu yüklemeye çalıştığımda farkettim ki makineye erişmek mümkün değil. Arkadaşa neden erişemediğimi sorduğumda müşterinin de aynı sistemde test yaptığını ve bu nedenle makinenin intranette olmadığını söyledi. Programı nasıl yükleyeceğimi sorduğumda da bir adet USB sürücüsü gösterdi. Geçen hafta da başka bir müşterinin makinesini müşteriyle beraber test etmiştik ve orada sorun olmamıştı, makineye intranetten erişilebiliyordu. Ayrıca şef bu makineyi hem benim hem de müşterinin aynı anda test edebilmesi için organize etmişti ama bu ufak ayrıntıyı unutmuştu demek. Gören de demilitarized zone filan kullanıyoruz sanacak, alakası yok. Programı müşteriye göndersem ve o yüklese daha çabuk olabilir diye bile düşündüm ama kaçış yok. Mecburen her test için yirmi metre filan yürüyeceğim. Aslında fena da olmayabilir, günlük sporumu yapmış olurum böylece. Ah bu içimdeki Pollyanna da hiç ölmeyecek gibi.

Tam ben test işlerine başlamıştım ki, arkadaş programı müşterinin makinesine (bizim test merkezindeki değil, müşterinin test merkezindeki) makineye de yüklemesi gerektiğini söyledi. Meğer şef ondan bunu yapmasını istemiş. Gerekçe de müşterinin bizim bir şeyler yaptığımızı düşünmesini sağlamakmış. İyi bir düşünce ama bu yükleme işi bitince müşterinin ilk sorusu tabii ki “Yeni ne var? Ne test edebiliriz?” olacak. Buna henüz bir cevabımız yoktu. Son toplantıdan beri başka bir müşterinin projesiyle uğraşmıştık. Şef de bugün başka bir yerde başka bir müşteriyle toplantıda. Ben de arkadaşa “programı şimdi yükleme, bana bir saat ver. Müşterinin test edebileceği yeni bir fonksiyonu ekleyeyim sisteme” dedim.

Bu sırada başka bir bölümden bir eleman aradı ve bana dünkü testte bir sorun çıktığını ve bunu düzeltip düzeltmediğimi sordu. Ben de “Hangi makine, ne testi, ne sorunu?” diye sorusuna üç soruyla cevap verdim. “Dün biri bir test yapmış ve bizim şefi aramış, o sen değil misin?” diye üç soruma tek soruyla karşılık verdi. Bu oyun iyice sıkıcı olmaya başlamıştı. “Hayır” dedim. Bu testlerden haberimin olmadığını söyledim. Bu arada kendi kendime de soruyorum, kimin aradığını neden şefine sormuyor? Sonra bunu ona da sordum. Şefi bugün izinliymiş. Bu şirkete bayılıyorum bazen. Minimum bilgi ile maksimum iş yapıyoruz.

Sonunda testi kimin yaptığını öğrendik. Test sonuçlarını makineden alayım bari dedim ama makine çoktan müşteriye gönderilmiş. En iyisi şimdi başka bir makine bulup şu testi bir de ben yapayım. Önceki makineyi kaybetmiş olabiliriz ama sonrakileri kurtarayım bari.

Bir cevap yazın