Çocuklar ve bahçe

Her ne kadar Ümit’le Serkan zamanlarının çoğunu akıllı telefonlarında ya da tablette oyun oynamakla geçirse de ne zaman bahçeye iniyorum desem hemen peşime takılırlar. Bahçe serüveni ise genelde üç dakikayı geçmez ve hemen bir bahaneyle içeri kaçarlar. Bu yaşta bu işler tabii ki çok sıkıcı geliyordur onlara.

Son günlerde Ümit ödevlerinin de az olması nedeniyle bana bahçede daha sık yardım etmeye başladı. Tabii şimdilik buna tam yarım denemese de hata bende. Daha çocuğa neyin ne olduğunu göstermedim. Kendisi haftalarca mısır diye soğan yetiştirmiş birisi.

Ümit: Baba ne yapayım şimdi?

Ben: Çiçekleri sulayabilirsin.

Ümit: Hangilerini?

Ben: Örneğin şu an üzerine bastığını.

Ümit: Şimdi ne yapayım?

Ben: Yaban otlarını yolabilirsin.

Ümit: (Hemen yanındaki otların boynuna Homer Simpson’ın Bart’a yaptığı gibi sarılır). Ot yolmaya bayılıyorum.

Ben: İyi de onlar yaban otu değil Ümit.

Ümit: (Kızgın bir sesle) Yaban otlarını tanımıyorum işte.

Ben: Çeşmeden su getirebilir misin?

Ümit: Hemen.

Çeşmeden gelene kadar yolda Serkan’la su savaşı yapıldığından gelen su kovasının dolu kısmını görmekten başka şansım yoktur.

Ben: Şimdi de yolun kenarındaki otları yolabilir misin?

Ümit: Düşündüm de, sanırım öğretmen yarına ödev vermişti. Onu yapabilir miyim?

Ben: Elbette, yardımların için teşekkürler.

Ümit: Sorun değil, ne zaman yardım istersen söyle!

Sanırım iyi niyetini biraz daha bilgi ve tecrübeyle desteklesem hiç fena olmayacak ama böyle yaparsam bahçe hayatım eskisi kadar komik olmayabilir.

Where No Man Has Gone Before

Cumartesi günü gölde yaptığım denemeler ve gözlemler sonunda şu sonuca varmıştım. Fotoğrafını çekmek istediğim kızböcekleri gölün kenarında vardı ama ya sayıca çok azalmışlardı ya da eskiden bulundukları köşelerde değillerdi. Ayrıca suya girip de çekim yapmak düşündüğüm kadar zor bir iş de değildi. Bunun üzerine pazar günü de bir deneme yapmaya karar verdim. Tahminler hava sıcaklığının otuz derecenin üzerinde olacağını söylüyordu. Sıcak ve güneşli hava kızböcekleri için iyi haberdi. Gölün hiç kimsenin uğramadığı tek köşesinde aradıklarımı buldum.

Calopteryx splendens (erkek)
Calopteryx splendens (erkek)
Calopteryx splendens (dişi)
Calopteryx splendens (dişi)
Calopteryx splendens (dişi)
Calopteryx splendens (dişi)
Libellula depressa (erkek)
Libellula depressa (erkek)
Libellula depressa (dişi)
Libellula depressa (dişi)

 

 

Video. Coenagrion, Pyrrhosoma nymphula, Libellula depressa
Video. Henüz türünü öğrenemediğim kuşlar.

Çarpanları bulma

Serkan’a matematik dersinde yardım etmem gerekiyordu ve konu bir tam sayının bütün pozitif bölenlerini bulmaktı. Tabii ki 5. sınıfta aranan sayılar bu kadar karışık tanımlanmıyor henüz. Aradıkları şeye kısaca bölenler kümesi (Teilermenge) deniyor.

Örnek: 24 sayısının bölenler kümesi {1, 2, 3, 4, 6, 8, 12, 24}

Serkan’la ilk çalışmaya başladığımızda bölenler kümesinin bazı elemanları hep eksik kalıyordu. Serkan kafasına göre bir sırayla sayıları kafasında tek tek deniyordu ve tabii ki hangi sayıları denediğini unutuyordu. Ödevlerini kontrol ederken hep eksikler olduğunu söylediğimde de sinirleniyordu.

Bunun üzerine ilk iş olarak çözüm kümesinde kaç tane bölen olması gerektiğini hesaplayabileceği bir yöntem gösterdim. Bunun için sayıyı önce asal çarpanlarına ayırmak gerekiyor. Şansa asal sayıları derste işlemişlerdi. Bunun için verilen sayıyı 1 sayısına ulaşana kadar asal sayılara bölmek yeterli.

Örnek: \(\begin{tabular}{r|r}24&2\\12&2\\6&2\\3&3\\1&\end{tabular} \)

Sol sütundaki sayılar bölme işlemlerinin sonuçlarını, sağ sütundaki sayılar da soldaki sayıyı böldüğümüz asal sayıları gösteriyor. Sol sütunda 1 sayısına ulaştığımızda sağ sütun bize bu başta verilen sayıyı oluşturan asal sayıları verir. Bu işlemlerin sırasının sonuç açısından önemi yoktur ama en küçük asaldan en büyüğe doğru yapmak daha kolay olacaktır. Tabii ki Serkan da bölme işlemlerini (yani asal sayı seçimlerini) ilk başta karışık bir sırayla yapıyordu.

Sayıyı asal çarpanlarına ayırdığımıza göre verilen sayıyı artık bu asal sayıların çarpımı şeklinde yazabiliriz.

\(24 = 2 \cdot 2 \cdot 2 \cdot 3 = 2^3 \cdot 3^1 \)

Sayıyı asal sayıların kuvvetleri şeklinde yazabilmek bir sonraki adım için kolaylık sağlayacaktır ve Serkanlar kuvvetleri daha önce görmüştü. Eğer kuvvetler derste daha önce işlenmemişse daha başka yöntemler denenebilir. Örneğin Ümit bu konuyu daha önce öğrenmediğinden sayıyı kuvvetlerin çarpımı şeklinde yazmak yerine bir önceki adımda durmayı düşünüyorum. Belki Serkan’da da yeterli olabilirdi bu teknik ama aynı anda kuvvetleri de tekrar etmesini istiyordum. Yani şu kadarı da yeterli olabilir:

\(24 = 2 \cdot 2 \cdot 2 \cdot 3 \)

\(2\rightarrow 3 \)

\(3\rightarrow 1 \)

Asal sayıları sıraladıktan sonra her gruptaki elemanları saymak gerekecek. Yapılan işlem kuvvetlerle aynı olmasına rağmen kuvvet kavramını öğrenmeye gerek olmayacak.

Sayıyı oluştururken her asal sayıdan kaç tane kullandığımızı bulduktan sonra bu kuvvetlerin değerini bir artırıp birbirleriyle çarparsak o sayının kaç tane pozitif böleninin olduğunu buluruz. 24 için bu işlemi yapalım.

\((3+1) \cdot (1+1) = 8 \)

Kuvvetleri neden birer artırdığımızı Serkan’a anlatmadım ve kendisi de bunu merak etmedi. Bu işlemi kullanmaya başladıktan sonra biraz daha rahatlayacağımı düşünüyordum, çünkü artık kaç tane bölen bulması gerektiğini bilecekti. Yöntemi kullanmaya da başladı ama kısa süre sonra bir sonraki probleme geldik. Kaç tane bölenin eksik olduğunu biliyordu ama hangilerinin eksik olduğunu bulamıyordu.

Bu problemi çözmenin yolu da asal sayıları birbirleriyle sistemli bir şekilde çarpmak. Önce ona bütün asal çarpanları birbirleriyle çarpmasını söyledim ama bunu pek beceremedi, kendi başına da bir sistem bulamadı. Bunun üzerine yine bir teknik arayışına girdim. Kuvvetleri de bildiğinden şöyle bir notasyon denedim (24 için):

\(( 2^0 \hfill 2^1 \hfill 2^2 \hfill 2^3) (3^0 \hfill 3^1) = (1 \hfill 2 \hfill 4 \hfill 8)(1 \hfill 3) \)

Yani her bir asal sayı için bir parantez ve her parantezin içine sayıdaki o asal sayının kuvvetlerini sadece arada biraz boşluk bırakarak yazmak. Boşluktan daha iyi bir operatör bulamadım, ne kadar az yeni şeyle tanışırsa o kadar iyi diye düşündüm. Eğer sayıların kuvvetleri henüz öğrenilmemişse bu sayılar doğrudan çarpılabilir ve ilk olarak da 1 sayısı eklenir. Yukarıda bölenlerin sayısındaki artı bir işlemi de bu 1 sayısı yüzünden gelmekte. Bu parantezler hazırlandıktan sonra soldan başlayarak her sayı diğer parantezdeki sayılarla çarpılacak. Çıkan sonuçlar yeni bir parantez içine yazılacak. Dikkat edilecek şey, iki parantez çarpılırken işlem tek parantez ile sonuçlanmalı.

\((1\hfill{2}\hfill{4}\hfill{8})(1\hfill{3}) = ({1 \cdot 1} \hfill {1 \cdot 3} \hfill {2 \cdot 1} \hfill {2 \cdot 3} \hfill {4 \cdot 1} \hfill {4 \cdot 3} \hfill {8 \cdot 1} \hfill {8 \cdot 3}) \)

\(=(1\hfill{3}\hfill{2}\hfill{6}\hfill{4}\hfill{12}\hfill{8}\hfill{24}) \)

Her parantezdeki asal sayılar ve kuvvetleri farklı olduğundan çarpımlar sonucu elde edilen sayılar da farklı olacaktır. Bu adımlar parantez çiftleri arasında tek parantez kalana kadar sürdürüldüğünde elde ettiğimiz sayılar verilen sayının pozitif tam sayılar kümesini oluşturur.

Serkan bu yönteme de çabuk alıştı ya da ben alıştığını sandım. Bir gün soruyu bir sayı vererek değil de asal çarpanları vererek sordum. Serkan bu soruyu hiç yapamadı. İlk başta çok saçma gelen bu durumu anlamam uzun sürmedi. Serkan adımları tek tek yapabilmesine rağmen bölenleri hala deneme yanılma ile buluyordu ve asal çarpanlarına ayrılmış olmanın ne anlama geldiğini bilmiyordu. Bunu bilemeyince orijinal sayıyı bulamıyordu ve deneme yanılma yöntemine geçemiyordu. Heralde kendisine sunduğum teknikler onu ikna etmeyi becerememişti ve bu yüzden kendi yöntemine dönüş yapmıştı. Bunun üzerine ikna çalışmalarına başladım. Daha çok örnekle sistemin kendiliğinden çalıştığını göstermeye çalıştım. Bu sırada tabii ki sayılar ve asal çarpanları arasındaki ilişkiyi de biraz daha kurcaladık. Bunun ne anlama geldiğine değinmedik ama, sadece asal çarpanlardan asıl sayıyı tekrar elde ettik ve verilen bir sayıdan asal çarpanları bulduk. Bir süre sonra Serkan bölenler kümesini hemen hemen eksiksiz bulabiliyordu. Hala bulabilir mi bilmiyorum ama kısa bir antrenmanla bu teknikleri yeniden hatırlayacağına inanıyorum. Şimdi sıradaki sorun bu konuyu Ümit’e öğretmek. Ümitler derste asal sayıları yeni öğrendiği için kuvvetlerin kullanılmadığı tekniği denedik ve Ümit’in performansı şimdiden oldukça ümit verici gözüküyor.

Roma rakamları

Ümit ve Serkan ilkokul sonda orta okul seçerken ayrı okullara gitmek istediler. Seçtikleri okullar arasında temel farklar vardı. Ümit’in okulu Latince, Yunanca gibi eski diller ağırlıklı iken Serkan’ın okulu daha teknik ağırlıklı. Bunun dışında aynı derslerde ortak bir müfredat olacağını düşünüyordum ama yanılmışım. Aynı ders kitaplarını kullanmalarına rağmen konular iki okulda da çok farklı sıralarda işleniyordu. Ümit matematikte daha sene başında Roma rakamlarını öğrendi. Serkanlar bu sırada işlem önceliklerini görüyorlardı.

Ümit’le Roma rakamları konusunda üzerinde çalıştığımız problemler Roma rakamlarıyla yazılmış bir sayıyı onluk düzene çevirmek ve onluk düzende verilmiş bir sayıyı Roma rakamlarıyla yazmak türünde sorulardı. Kitapta yazan kuralları kullanarak çözmeyi denedik ve ilginç bir şekilde işe yaradı.

  • Daha yüksek değerli bir rakam daha düşük değerli bir rakamdan önce ise bu değerler toplanır: XI = X + I = 10 + 1 = 11
  • Daha düşük değerli bir rakam daha yüksek değerli bir rakamdan önce ise düşük değer yüksek değerden çıkarılır: CM = M – C = 1000 – 100 = 900

Kitapta yukarıdaki temel kuralların yanında şu kurallarda verilmiş:

  • Bir sayıda M, C, X, I yanyana en fazla üç kere bulunabilir.
  • Bir sayıda D, L, V birden fazla kullanılamaz. 
  • Verilen bir sayıyı Roma rakamları ile yazmaya çalışırken elimizdeki sayıyı sırayla şu sayıların toplamı şeklinde yazmalıyız: 1000, 900, 500, 400, 100, 90, 50, 40, 10, 9, 5, 4, 1.

Son kural için örnekler: 484 = 400 + 50 + 10 + 10 + 10 + 4 = CD + L + X + X + X + IV = CDLXXXIV   1299 = 1000 + 100 + 100 + 90 + 9 = M + C + C + XC + IX = MCCXCIX

Serkanlar aynı konuya geldiğinde bu kurallarla çalışmayı denedik ama olmadı. Örneğin 49 yazmak istediğimizde Serkan son kuralı kullanmak yerine IL (L – I = 50 – 1) gibi yöntemlere saplanıp kaldı. Bu tür sayıların yazılamayacağını gösteren kurallar koymayı denedim. Örneğin: I sadece V ve X rakamlarının solunda kullanılabilir. X sadece L ve C rakamlarının solunda kullanılabilir. C sadece D ve M rakamlarının solunda kullanılabilir.

Kurallar arttıkça Serkan daha çok zorlanmaya başladı. Belki de konsantrasyon sorunları yüzünden olmuyordu ya da kuralların önceliklerini tanımlamamış olmam sorun çıkarıyordu. Bunun üzerine başka bir yöntem aramaya başladım. Onluk düzende verilen bir sayıyı Roma rakamları ile yazmak için soldan sağa doğru tek tek basamaklar çevrilir ve bu işaretler birbirine eklenir. 1444 = 1000 + 400 + 40 + 4 = M + CD + XL + IV = MCDXLIV Bu durumda tabii ki her basamak için birden dokuza kadar sayıların nasıl yazılacağını bilmesi gerekiyordu ama bunu yine de denemeye karar verdim. 1-9: I, II, III, IV, V, VI, VII, VIII, IX 10-90: X, XX, XXX, XL, L, LX, LXX, LXXX, XC 100-900: C, CC, CCC, CD, D, DC, DCC, DCCC, CM 1000-3000: M, MM, MMM Bu tablonun oldukça düzenli olması da Serkan’ın bu yöntemi çabucak kavramasında yardımcı oldu. Kısa bir tekrardan sonra bütün sayıları hatasız çevirmeye başladı.

Roma rakamlarıyla verilmiş bir sayıyı onluk düzene çevirirken ikisi de pek sorun yaşamadı. Hatta bunun için özel bir kural kullandığımızı da hatırlamıyorum. Serkan’a bunu nasıl yaptığını sorduğumda yukarıda verilen kurallardan sonuncusunu kullandığını söyledi.

Serkan’ın kullandığı yöntemi bir de tablo yardımıyla açıklamaya çalışayım.

  • Roman rakamlarıyla verilen bir sayıyı onluk düzende yazmaya çalışırken elimizdeki sayınin rakamlarini soldan başlayarak aşağıdaki tabloya göre büyükten küçüğe doğru dönüştürmemiz lazım. Yani her adımda ya bir ya da iki rakamı çevireceğiz.
Roma rakamları onluk değer
M 1000
CM 900
D 500
CD 400
C 100
XC 90
L 50
XL 40
X 10
IX 9
V 5
IV 4
I 1

Örnek: MMCMLXXXIX

Tablodaki en büyük değerli sayı 1000, o zaman elimizdeki sayıda en solda M işareti var mı diye bakıyoruz ve bir tane var.

MMCMLXXXIX = M + MCMLXXXIX

Solda hala bir M olduğuna göre onu da sayıdan ayırabiliriz.

= M + M + CMLXXXIX

Şimdi solda bir adet C var ama tabloya göre C ile başlayan daha büyük bir sayıyı aramamız lazım, o da 900 (CM). Gerçekten de sayının solunda CM kombinasyonu bulunmakta.

= M + M + CM + LXXXIX

Tabloya göre L ile başlayan en büyük sayı 50 (L).

= M + M + CM + L + XXXIX

Yine tabloya göre X ile başlayan en büyük sayı 40 (XL) fakat sayımızın solunda bu kombinasyon yok. O zaman tabloda aramaya devam ediyoruz ve 10 (X) sayısını buluyoruz. Hatta bu işlemi iki kere daha yapabiliyoruz.

= M + M + CM + L + X + X + X + IX

Son olarak I ile başlayan en büyük sayı 9 (IX) ve bu kombinasyon sayımızda mevcut. Artık bütün işaretleri onluk düzene çevirebiliriz.

= 1000 + 1000 + 900 + 50 + 10 + 10 + 10 + 9 = 2989

 

Serkan’ın onluk düzende yazılmış sayıyı Roma rakamlarıyla yazarken kullanamadığı kuralı diğer yönde kullanıyor olması ilk başta garip geldi ama üzerinde durmadım. Çocuğun kullandığı yöntem doğru ve işe yarıyorsa iyidir bence. Bu yaştaki çocuklara herşeyin mantığını anlatmak pek işe yaramayacaktır. Ben Serkan’ın yaşındayken babam bana tek bilinmeyenli denklemleri anlatmaya çalışıyordu ve ben hiçbir şey anlamıyordum (x diye bir bilinmeyenin varlığını anlayamıyordum) ama bu matematik sorularını çözebilmemi engellemiyordu. Zamanla yeterli soyut düşünebilme becerisine ulaştım ve Serkan’ın da sadece zamana ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Benim görevim de, bu sırada çocukların kullanabileceği değişik yöntemleri onlara tanıtmak. Hepsini olmasa da bir kısmını kullanabileceklerdir ve belki bunları zamanla da anlayabilecekler.

Kargalar

Mart sonu Nisan başı tatil için İstanbul’a gitmiştik. Tatilden kasıt tabii ki akrabaları, arkadaşları görmek ve biraz da alışveriş yapmaktı.

Otel Mama’daki sabah kahvaltılarının birinde pencereden dışarı baktığımda garip bir şey gördüğümü sandım önce. Dikkatlice bakınca aslında çok normal bir sahne olduğunu fark ettim. Bir karga bir aracın üzerinde yemek yiyordu. Daha da dikkat edince ilk bakışta garip gelen şeyi de anladım. Aracın üzerinde açılmış bir cips paketi vardı ve karga da cips yiyordu. Kendi kendime sorulara başladım tabii ki. İnsanlar kargalara yemek verebilir ama neden bi aracın üzerinde versinler ki? Ayrıca neden cips paketiyle versinler?

P1190407

Ertesi gün kahvaltıda yine aynı araca baktım. Bir önceki güne benzer bir sahne beni bekliyordu.

P1190404

Sonraki günlerde ise araç aşağıdaki yerinde değildi ve araçla beraber kargalar ve cips paketleri de gitmişti. Tabii ki değirmenin suyunun nereden geldiği çok açıktı.

P1190402

Apartmanın altındaki bakkaldan yürütüyorlardı paketleri. Ziyafeti de yeterince yüksek bir aracın üzerinde çekiyorlardı. Bunu yakınlarda çok daha gizli ya da erişilmez bir yerde yapmak yerine, neden bakkalın yanında park eden bu aracın üzerinde yaptıklarını anlayamadım ama. Belki de bakkalın karizmasını hedef alan bir hareketti ve sanırım bunun cevabını hiç öğrenemeyeceğim.

İletişim – Su bitti

Büroda A ve B kişileri arasından aynen bu şekilde geçen bir konuşmaya önce şahit sonra da dahil oldum.

A – Su bitti.

B- Efendim?

A- Su bitti.

B- Nasıl bitti?

A- Bürodaki su şişelerinin hepsi boş.

B- Eee, bana ne?

Ben- (B’ye dönerek) Su almaya gitmeni istiyor.

A- Aynen.

 

A, B’nin uzun zamandır su alma işini yapan iki kişiden biri olduğunu gözlemleyerek, bu işin B’nin görevlerinden biri olduğu sonucuna ulaşmış. B’nin ise tabii ki kendine verilmiş ya da kendisi tarafından üstlenilmiş bir su taşımacılığı görevi yoktu. A’nın böyle bir sonuca ulaşabilmesini ise dakikalar sonra bile anlamsız bulup benim bunun nasıl anladığımı sordu. Ben de kendisine ne yazık ki A ile bu türde gerektiğinden çok iletişim denemesinde bulunduğumu ve A’nın nasıl düşündüğünü bildiğimi anlattım. Bakalım B buna alışabilecek mi?