Algılar ve emin olmak

Dün sabah, daha doğrusu perşembe akşamı servis elemanımız şöyle bir mesaj göndermiş.

“Son yaptığımız güncellemenin hatayı düzelttiğinden emin olabilir miyiz?”

Sorunun biraz anlaşılır olabilmesi hikayenin biraz daha başına gideyim.

Çarşamba günü müşteride bir sorun çıktı diye beni aradılar. Müşterideki makineye bağlandım ve servis elemanının yardımıyla sorunu incelemeye başladım. Sistem ürünlerle eğitildikten sonra eğitimde kullanılan ürünler beklenen sonuçları vermiyordu. Görüntü işlemeci arkadaş da ürünler için yanlış parametrelerin kullanıldığını, eğitim sonrası parametrelerin bunlar olmadığını söylemişti. Makineye bağlandıktan sonra üretim hızının yüksek olduğunu gördüm ve sistem üzerindeki yükğ azaltmak için bir iki parametreyi değiştirdim. Bu değişikliklerden sonra ürün görüntülerinin kaybolduğunu gördük. Kayıtlara bakınca görüntü işleme programıyla haberleşmede bir sorun olduğunu gördüm. Haberleşme fiziksel olarak doğru çalışıyordu ama sunucu programındaki bir hata verilerin programa gelişini engelliyordu. Bunun üzerine bu versiyondan sonra bu yönde bir hata ayıklaması yapılmış mı diye kontrol ettim ve bu modüllerde bazı iyileştirmelerin yapılmış olduğunu gördüm. Servis elemanına güncelleme yapıp tekrar test etmeyi teklif ettim ve bunu ekiple de konuşacağımı söyledim. O akşam güncellemeden önce yaptığımız ilk testler üretim hızında olmadığından bize pek doğru bilgiler vermedi ne yazık ki.

Ertesi gün ekiple yaptığım görüşmeden sonra güncellemeye karar verdik. Perşembe öğleden sonra güncelleme yapıldı ve tekrar sisteme erişip durumu kontrol ettim. İlk başta görüntü yine yoktu ama bu sefer bir uyarı mesajı sayesinde sorunun bu sefer çok yavaş üretim nedeniyle parametrelerin uyumsuzluğunda yattığını buldum. Parametreleri düzelttikten sonra görüntüler geri geldi ve bir gün önceki sorunlar da artık gözlenmiyordu. Şimdilik.

İşte yukarıdaki mesaj bu olaylar yaşandıktan sonra gönderilmişti. Mesajın devamında ise şöyle şeyler de vardı.

“Makine operatörleri buna benzer sorunların daha önce de yaşandığını söylemişti ama ben o kadar zaman oradaydık ve hiç böyle bir şey gözlemlemedim. Ta ki parametreler değiştirilene kadar. Ayrıca bence yaptığımız tek şey de hatayı bulmadan güncelleme yükleyip işi şansa bırakmak oldu.”

Oturup cevap yazmaya başladım. Öncelikle hatanın giderildiğinden emin olmak kısmına değindim. Sistemlerde hatanın tanımı kişiden kişiye değişir. Kullanıcı için ürün görüntüsünün bir kere gelmemesi bir hatadır ama programcı için bu aslında bir hata kümesidir. Yani buna yol açabilecek bir sürü senaryo vardır ama o an yaşanmış olan bu senaryoların sadece birisidir. Dolayısı ile güncelleme büyük ihtimalle bu tek senaryoyu düzeltmiştir ama kullanıcının algıladığı bütün hata senaryolarını düzeltmemiştir. Bu nedenle o hata (aslında aynı şekilde görünen başka bir hata) tekrarlandığında kullanıcı hatanın giderilmediğini, programcı ise başka bir senaryonun daha tespit edildiğini düşünecektir. Bu anlaşma sorunu ne yazık ki tamamen giderilemez, çünkü iki taraf da aynı şeyi farklı teorilerle yorumlar. Bu da normaldir. Böyle durumlarda kullanıcılarla konuşurken bunların aynı görünümde farklı senaryolar olduğunu kısaca anlatmaya çalışırım hep, ama çok da uzatmamak lazım. Bütün teoriyi açıklamak çok karmaşık olabilir.

Peki aynı görünümdeki hataların aslında farklı hatalar olduğu konusunda hemfikir olmadığımızı varsayarsak, bu hatanın giderilip giderilmediğinden nasıl emin olacağız? Yaptığımız oldukça karmaşık sistemlerde olası bütün yolları test etme şansımız olmadığından (Şans yok çünkü olası yolların sayısı çoğunlukla evrendeki tanecik sayısından fazla oluyor) olası yöntemlerin biri bir araç kullanarak mantıksal olarak bu hatanın ortaya çıkamayacağını ispatlamak olabilir. Burada sorun yine oldukça fazla yolun ispatlanması oluyor ve bunu yapacak programın da çok uzun süre çalışması gerekecektir. Bunun yerine programcı bunun bir kısmını otomatik araçlarla geri kalanını da kafasında kabaca yapma yolunu seçmekte. Tabii bu da bütün olasılıkları kontrol etmiyor ama başarı oranını yine de genelde yeterince yüksek tutuyor. Yeterince yüksek dediğim bu olasılık belli bir karmaşıklığı aşan sistemlerde asla yüzde yüz olmuyor ama. Yani emin olma şansımız yok.

Servis elemanımıza bu şekilde bir cevap yazdım. Yazdığım cevapta algı sorunlarına hiç değinmedim ama. Bir şey kötü gittiğinde beynimiz tabii ki daha farklı çalışıyor. Parametreler değiştiğinde ortaya çıkan hatanın nedenini parametre değişimi olarak algılarken, aynı parametrelerle güncelleme yapıldığında ortaya çıkmayan hatanın nedenini bir tesadüf olarak görebiliyor. Sonuçta iki olay da sadece bir kere ortaya çıktığından kendi tecrübelerinin istatistiki değerlendirmesi için aslında yeterince veri yok ama algılarda bu tür farkla da oldukça normaldir.

Teknik olarak bütün bu senaryo elemanın mesajında belirttiği gibi bir tesadüf ürünü olabilir. Yani sistemdeki çok başka bir hatanın bütün bunların nedeni olma ihtimali var. Güncelleme istememin nedeni bir bakıma bu ihtimale karşı düşünülmüş bir hareketti. Bu durumda bu hatayı tahminen daha az hataya sahip yeni versiyonda daha kolay bulup sadece tek bir versiyonda düzeltme yoluna gidecektim. Bu hata hala ortaya çıkmadığından planım şimdilik iyi işlemiş gibi görünüyor.

Ordan burdan

Şirkette işlerin yine çok yoğun olduğu bir dönem. Özel müşterilerin acayip projelerini yetiştirmeye çalışıyoruz. Aslında yetişme şansı yok ama klasik yöntemlerle yetişmiş gibi göstereceğiz ve müşteri de bu oyunu oynayacak. Sonrasında bütün inisiyatif müşteride olacak ama. Neyse işte. Her günün dörtte biri şirket içi toplantılarla geçiyor. Bizim şef de işin yetişmeyeceğinin farkında olduğu için minimum iş yükü almak için uğraşıyor. Aynı zamanda bu projede beraber çalıştığımız diğer bölümü de çaktırmadan zor durumda bırakıyor. Nedense diğer bölümün ekibi de bu oyunu hala oynuyor. İki şefin de yazılım projesi yönetme metodlarını sevmiyorum nasıl olsa. Ne halimiz varsa görelim.

Bahçede artık tohum toplama dönemi başladı. Açmış çiçeklerin tohumlarını epey topladım. Açacak gibi duran bir iki çiçek daha var gibi ama ne olur bilinmez. Asıl dikkatle takip ettiğim şey ise bir karalahana üzerindeki iki adet lahana kelebeği tırtılı. Ani bir yağmur ya da kedi, kuş saldırısına uğramasınlar diye lahanayı mini bir serayla kapattım ve o bölgeyi doğal park ilan ettim. Umarım en az bir koza oluşur orada.

Bundan başka evde resim çalışmaları yavaş ama düzenli bir şekilde devam ediyor. Sonunda resim teknikleri için güzel kağıtlar bulabildiğimi sanıyorum. Sulu boya çalışmalarım için Hahnemühle Cornwall kullanmaya karar verdim. Boyayı güzel emiyor, ufak hataları düzeltmeye imkan veriyor ve de ucuz sayılır. Pastel boyalar için de biraz daha pahalı olan Pastel Mat kağıtlarını kullanmaya karar verdim. Özellikle soft pastel konusunda harika bir kağıt. Hataları bir fırça yardımıyla düzeltmeye imkan veren bir kağıt. Kesinlikle parasını hakediyor.

Şu sıralar yolunda gitmeyen tek şey kilo almam ve bir de hiç değişmeyen Serkan’ın tembelliği meselesi var. Serkan konusunda pes etmiş durumdayım. Mutlak bir pes etme değil ama kabullenmişlik diyeyim en iyisi. Bakalım bir çaba göstermeyi düşünecek mi?

Siyasette sonata allegro formu

Sonata formunu bilmeye yoktur heralde. Kabaca üç bölümdür. Önce tema ya da temalar sunulur (Exposition). Sonra bu temalar üzerinde oynanarak, bazen de yeni temalarak eklenerek bir yolculuğa çıkılır (Development). Sonunda da ilk başta sunulan temalara geri dönülür (Recapitulation). Bazen sonda bir de coda bölümü olur.

Besteci bu formda oynamalar da yapabilir tabii ki. Sonuçta çok bilgili, eğitilmiş dinleyiciler olmadığımızdan bunu fark etmeyiz bile.

Siyasette sosyal medyanın da etkisiyle benzer formlar ortaya çıkmakta. Belki de uzun zamandır ortalardaydı da ben yeni yeni siyaseti amatörce takip etmeye başlayınca dikkatimi çekti. Bu formların biri şöyle:

  1. Bir toplantıda bir politikacı normalde bir soru üzerine bir cevap verir.
  2. Bu cevap sorudan ya da sorunun önemli kısmından bağımsız olarak dünyaya yayılır.
  3. İnsanlar bu cümleyi (cevap olduğu düşünülmez artık) tartışmaya başlar. Bu cümle gerçekten de yanlış fikirleri savunuyor olabilir.
  4. Tartışmalar ve karşı çıkışlar artık bir çığ gibi önlenemez bir duruma ulaştığında biri çıkar ve bu cümlenin bir soruya cevap olarak söylendiğini ve teknik olarak doğru olduğunu söyler.
  5. Tartışmalar biraz sönükleşmeye başlar, çünkü ateşli tartışmacılardan bazıları verilen bilgilerin mantıklı olduğu sonucuna varır ve geri çekilir.
  6. Yıllar sonra bu geri adım aynı politikacıların yandaşları tarafından zaten hep körü körüne muhalefet ediyorsunuz diye kullanılır.

Evet, bir sonat formundan çok daha parçadan oluşuyor ama son madde dışında bütün olaylar bir ya da iki gün içinde olup bittiğinden verilen ölçeğe göre hızlı bir süreç olduğunu söyleyebiliriz.

Bütün bu adımların ve illüzyonun başarılı olmasının sırrı ise ilk adımda saklı. Soru alakasız olabilir, cevap sorunun cevabı ya da gerçek cevabı olmayabilir. Başka durumlar da mümkündür ama illüzyon ilk adımda yapılmış ve bitmiştir aslında.

Milli eğitim bakanı geçen gün bir toplantıda bir soruya cevap veriyor ve ortama yayılan iki cümlelik cevabı şu:

“Eğitimde asıl yük öğretmen maaşı ile ilgilidir. Öğretmen maaşlarından dolayı yatırıma fırsat kalmıyor…”

İkinci adım bu iki cümleyi aldı ve herkese ulaştırdı. Bu cümleler her açıdan bombardımana tutuldu tabii. Eğitim şimdiki haliyle öğretmensiz olamayacağından öğretmenlerin maaşı yük olarak görülemez diyenler oldu. Yatırımın önünde tek engel olarak öğretmenleri gösteriyor diyenler oldu. Öğretmen maaşlarına zam gelmeyecek, yeni öğretmen alınmayacak diyenler oldu. Bunlardan başka benim görmediğim başka şeyler de söylenmiştir tabii ki.

Üçüncü adım böylece tamamlanmış oldu. Bu sırada birileri çıkıp biz gazetecinin uzaktan eğitimin daha masraflı olup olmadığını sorduğunu ve bakanın da bu soruya cevap olarak hayır, maliyetin çoğunun öğretmen maaşlarında, kira giderlerinde olduğunu söylediğini belirtti. Bunun üzerine tartışmaya katılanların bir kısmı teknik olarak bakınca da bu harcama ya da giderlere de bütçede yük deniyor olabileceğinden dolayısıyla da ifadede kullanılan önerme tamamen doğru olabileceğinden tartışmadan çekildi.

Artık bu sönen tartışma kaç yıl sonra karşımıza tekrar iktidarın argümanı olarak çıkar bilemiyorum. En iyisi illüzyona dönelim şimdi. Bakan burada iki önerme kullanıyor ve ikinci önermeyi birinci önermenin doğal bir sonucu olarak sunuyor. Bakanın ilk cümlesindeki önerme büyük ihtimalde doğrudur ve insanların algılarından faydalanarak bir paratoner gibi şimşekleri ikinci cümleden kendi üzerine çeker. Eğer dikkatimizi dağıtmadan ikinci önermeye bakarsak bunun birinci önermenin sonucu olmak zorunda olmadığını görürüz. Örneğin eğitime başka birilerine verdikleri gibi daha büyük bir bütçe verilse hem öğretmen maaşının yükü azalır hem de yatırımlara fırsat elde edilir. Biraz daha arttırılırsa iyi öğretmen açığı da kapatılabilir. Bu numarasıyla sayın bakan heralde bu ihtimali saklamak istiyor ya da gizli bir şekilde bütçenin yetersiz kalmaya devam edeceğini, belki de azalacağını ilan ediyor. Neden böyle yaptığını zaman gösterecektir.

Umarım artık basın toplantılarında, köşe yazılarında, sanal ortam atışmalarında bu formu daha rahat göreceğinizden bunları dinlerken ya da okurken daha çok zevk alırsınız. Benim gibi.

Şans

Sanırım sonunda doğada lahana kelebeği yumurtası görmeyi başardım. Hem de benim bahçede. Kuzenden geçen yıl aldığım çiçek tohumlarının bir kısmı lahana tohumu muydu diye düşünmeye başladım açıkçası. Çok erken yaprak açtı ama aylardır bir çiçek çıkmadı. Geçen gün baktığımda da üzerinde yirmiden fazla yumurta vardı.

Internette lahana kelebeği yumurtasına baktığımda aynı bu şekilde ve dizilimde yumurtalar görünce umutlandım. Çiçekten ümidi kestim ama bu bitkiyi tırtıllara feda etmeyi düşünüyorum. Salyangozlardan koruyabilirsem tabii.

Kediler

Çocukluğumdan beri en sevdiğim hayvanlar kedilerdir. Her dönem sokak kedilerimiz oldu. Evde beslemeyi hiç düşünmedim. Kedinin doğasına aykırı gelirdi bana. Özgürce gezebilmeli kediler. Acıkırsa gelsinler, yeterdi bana. Gelmezse de bir süre beklerdim. Hala gelmemişse bir araba tarafından ezildiğini düşünürdüm. Yaşadığım yerde çok normal bir olaydı bu.

Kedilerle beraber çok değişik, bazen de korkunç şeyler yaşadım. Hatırladığım en eski kedi anım, turşucunun evinde kiradayken balkonda uyuyan yavru kediyi sevmek isterken birden uyanıp kolumu boydan boya tırmalamasıdır. Genelde ya balkonda ya da Nihanların bahçesinde dolaşırdı. İki yolun arasında kalan bu bölge güvenli bölgeydi.

İlkokula başladığım zamanlarda inşaat kumlarında oynardık. Bu sırada elimin defalarca kedi bokuna bulandığını hatırlarım. Bu yüzden mi hatırlamıyorum ama yine o zamanlarda kedilere taş atardık. Kediler çevik hayvanlardı vuramazdık. Bir gün sarı büyükçe bir kediyi tam kafasından vurdum ama. Çok mutluydum. Kimsenin yapamadığını yapmıştım. Kedi de hiçbir kedinin yapmadığını yapıp kaçmadan bana dik dik bakmıştı. Çok mutsuzdum.

İlkokul dördüncü ya da beşinci sınıfta bir akşam folklor ekibi çalışmasından eve dönüyordum. Hava kararmıştı. Okulun önündeki ana caddeden karşıya geçerken hızla gelen bir askeri aracın ne renk olduğunu seçemediğim bir kediyi ezdiğine şahit oldum. Kedi karın kısmından yola yapıştı. Kafasını kaldırıp doğrulmaya çalıştı ama imkansızdı. Bir daha da denemedi.

Ulaşlı’da yaz tatillerimde denizci kedilerle tanıştım. Rıhtımda kendi balığını kendileri tutarlardı. Sandala binip bizimle balığa çıkar ve küpeştede volta atarlardı.

Gölcük’te amcamların bahçesinde her yıl bir sürü kedi olurdu. Güvenli bir bölgeydi. Amcamın komşusu Nuri amca bu kedileri hep beslediğinden yiyecek aramak için ana caddeye çıkmalarına da gerek olmazdı. Bizden korkarlarsa da Nihanların bahçesi hemen yan taraftaydı. Buradaki bir sahnede anne kedinin üç yavrusundan ikisini emzirdiğini hatırlıyorum. Bir karış uzaktaki üçüncü yavru o kadar zayıftı ki emzirilmesine gerek yoktu artık.

Bu bahçedeki kedilerin saltanatı kuzenimin amcama iki kangal yavrusu hediye etmesine kadar sürdü. Ne yazık ki kediler Nihanların bahçesine kadar kaçmayı başaramamışlardı.

İstanbul’da Göztepe benzincide karşıdan karşıya geçmeye çalışan panik halindeki kedi ezilmesin diye kuzenle beraber kendimizi otobüsün önüne attığımızı hatırlıyorum. Kedi sağ salim karşıya geçmişti. Tam rahat nefes alabiliriz derken aynı kedi yine panik halinde bu sefer de yolun öbür tarafına geçmeye kalktı.

Birgün kuzenle Göztepe’deki eve gelirken bir yavru kedi peşimize takıldı. Eve geldiğimizde kedi hala arkamızdaydi. Ne yapalım derken, eve alalım dedik. İlk kez evde bir kediye bakacaktım. Kediyi önce küvette yıkamaya koyuldu. Pireleri fark ettiğimizde kuzen kediyi kapının önüne koydu. Bütün bir gece yavru kedi miyavlaması dinledik.

Ataşehir’in arkasındaki evde oturuyorduk. Üniversitedeyim o zamanlar. Bir gün dersten çıkıp eve gelirken bir bahçede iki köpeğin ağaçtaki yavru kediye havladığını gördüm. Ağacın biraz ötesinde anne kedi açıkta durmuş köpeklere bakıyordu ama köpekler anneyle değil yavruyla ilgilenmekteydi. Ağaca yaklaştım ve yavru kediyi almak için uzandım. Birkaç saniye içinde benden korkup ağaçtan aşağı atlayan yavru kedi iki köpeğin dişleri arasında plastik köpek oyuncağı gibi çekiştirilmekteydi. Anne kedi cansız yavrusuna son bir kez baktı ve arkasını dönüp gitti.

Almanya’da kedisiz zamanım olmadı sanıyorum. Bu sefer hepsi yasal olarak ev kedisiydi ama isterlerse ormanda gezmeye gidebiliyorlardı. Felix haftalarca ormana gidip yara bere içinde geri dönerdi. O geldiğinde televizyonun karşısındaki koltuğu ona bırakıp sadece üzerindeki keneleri ayıklardım. Ne kadar yaşlı olsa da doğanın çağrısını asla cevapsız bırakmadı ve her seferinde tek tek bütün dişlerini bıraktığı ormana döndü. Bir gün de bir daha geri dönmedi.

Ondan sonraki kedilere de Felix adını verdik. Bir yaşını doldurunca ormana gittiğini düşündüğüm İkinci Felix ve Üçüncü Felix de bir daha geri dönmedi. Ancak o zaman komşuların da kedileri öldürebildiğini öğrendim.

Yoshi’nin ve Felix’in dönüşümlü alfa erkeklik dönemlerine şahit oldum. Bu kavgalar nedense Yoshi’nin ilk özgürlük denemesinde bir köpek tarafından ısırılmasının ardından son buldu. Veterinerin kesilmesi gerekebilir dediği, Yoshi’nin iki ay peşinden sürüklediği arka ayağı da mucize eseri iyileşti.

Son dönem ise tam bir katliam. Mia’nın çocukları bahçede ne bulursa avlıyor. Kertenkele, fare, kuş, kelebek. Avlarını eve getirmedikleri sürece sorun olmuyor. Bugün işten eve geldiğimde salondaki çalışma masamın altında normalde olmadığı kadar çok kuş tüyü vardı. Bari çocuklar gelmeden ölüsünü ortadan kaldırayım derken masanın altında hareketsiz duran dişi bir karatavuk gördüm. Nefes alıyordu. Sırtında kırmızı bir açıklık vardı. Oradaki bütün tüyler yolunmuş ve büyük ihtimalle de ısırılmıştı. Uçamıyordu, sadece sekebiliyordu. Kanatlar ve en az bir bacak da çok kullanılmaz durumdaydı. Veterinerler kapatmıştı artık. Yarını çıkarabilirse veterinere götürürüm diye mini seralarımdan birine koydum. Kediler de rahat bıraksın diye serayı yanıma aldım. Bir süre sonra artık ayakları üzerinde de duramamaya başladı ve az önce öldü.

Grigori biraz önce odaya odaya geldi Seraya bir göz attı, yanımda kıvrılıp yattı ve şimdi beni yalamaya çalışıyor.

Orman

Ormanın ilk bakışta monoton gözüktüğünden hep bahsetmişimdir. Buradaki ormanda hemen hemen değişmeyen bitki örtüsü eğrelti otları ve belli başlı çalı türleridir. Ağaçlara laf etmeyeyim, çünkü onlar da büyük ihtimalle ormancıların seçtiği türlerdir. Birkaç yüz metre mesafeden tamamen aynı görünen bu koca orman kütlesi yakından bakınca farklılıklar gösterir tabii ki.

En azından bitki türlerinin görülme sıklığı çok değişir. Bu hafta sonu vadinin öbür tarafındaki ormanda yürüyüşe çıktım. Gezdiğim kısımda, heralde biraz daha fazla güneş aldığından, ormanın büyüklüğüne göre az da olsa bizim tarafa göre çok daha fazla çiçek vardı. Genelde böğürtlenler ve papatyalardan oluşan bir flora ile karşılaştım. Birkaç hafta daha önce gitmiş olsaydım epey bir yüksük otuyla karşılaşacaktım. Gecikince tohumlarıyla yetinmek zorunda kaldım.

Şimdi bazılarını ilk kez gördüğüm çiçeklere geldi sıra.

https://www.instagram.com/p/CDb9zQvpnjv/
https://www.instagram.com/p/CDb99kLptYo/

Bu fotoğrafta belli olmuyor ama neredeyse boyuma yakın büyüklükte bir çiçek. Bahçede bu kadar büyümüyorlardı.

https://www.instagram.com/p/CDb-ENRJ4Ce/

Bu çiçekler tanıdık ama bitki çok yabancı geldi bana.

https://www.instagram.com/p/CDb-dNmplgE/

Gezdiğim yerde bunlardan epey vardı.

https://www.instagram.com/p/CDb-1bRJ5Oc/
https://www.instagram.com/p/CDb_D5_J26k/

Bundan sadece bir tane gördüm. Yakında olgunlaşacak gibi görünüyorlar.

https://www.instagram.com/p/CDb_LbJJ5NP/

Bundan da sadece bir tane görebildim. Tohumları henüz olgunlaşmamıştı. Demek ki önümüzdeki haftalarda bu parkuru tekrar denemem gerekecek. Hem bu gezintiler kilo vermeme de yardımcı oluyor. Tabii ki fotoğraf safarileri sakat elime de iyi gelmiyor. Umarım ameliyat zamanlaması iyi olur da tohumları toplayabilirim.

Alev renkleri

Evet sonunda bu deneyi yapmayı başardım. Deneyin amacı değişik elementlerin oldukça sıcak derecelerde değişik renkler çıkarması. Yüksek sıcaklık elde etmek için piyasada satılan basit bunsen ocaklarından bir tane aldım. Ondan sonra elementleri ve bu elementleri ocağın ateşinde tutabilecek malzemelere baktım.

Ateşte tutmak için en çok kullanılan malzemeler platin ya da magnezyum oksit çubuklar. Platin çubuklar çok daha pahalı olduğu için magnezyum oksit çubuk çözümüne yöneldim. Bu çubukların bazı özellikleri sağlıyor tabii ki. Örneğin bunsen ocağının eriştiği sıcaklıkta erimemeleri lazım. Kendileri o sıcaklıkta değişik bir alev rengi üretip deneyi etkilememeleri lazım ve de elimizi yakmadan bunları tutabilmemiz lazım. Neyse ki magnezyum oksit çubuklar bütün bu özellikleri sağladı.

Sıradaki sorun ise kullanacağım elementlerdi. Bu elementlerin bazıları saf halinde satılmıyor burada. Bu durumda bu elementlerin tuzlarını almam gerekti. Tuzları içinde de en avantajlı olanlar klorürlerdi. Karbonatlar ve sülfatlarla pek başarılı olamamıştım.

Aşağıda şimdiye kadar yaptığım lityum klorür ve potasyum klorür deneylerini görebilirsiniz. Renklerin ne kadar farklı olduğu açıkça görünüyor. Havayi fişeklere değişik renkleri veren yöntem de orada kullanılan elementlerin ya da tuzların bu özelliği.

Lityum
Potasyum

Umarım bu seriye başka elementlerle devam etmenin yolunu da bulurum.

Hebb öğrenme kuralı

Uzun zamandır algoritma simulasyonlarına ve özellikle de yapay sinir ağlarına ara vermiştim. Bu sefer bu alana Hebb öğrenme kuralıyla bir dönüş yapmak istedim.

Bu basit kural Donald Hebb’in 1949 yılında yayınlanan “The Organization of Behaviour” kitabında tanımlanmıştır. Eğer bir nöronun bir aksonu başka bir nörona yeterince yakınsa ve bu nöron diğer nöronun ateşlenmesinde sık sık bir rol oynuyorsa aradaki bu bağlantı güçlenir.

Evet , bu kural biyolojik bir şekilde tanımlanmış. Çok normal, çünkü Donald Hebb nöropsikoloji alanında çalışan bir psikologtu. Peki yapay sinir ağlarında bu kuralı nasıl düşünebiliriz?

Bu şekilde simulasyonda da kullandığım basit bir örneği görüyorsunuz. Şistemin girdileri x1 ve x2 değerleri. Bunları başka nöronların çıktıları olarak da düşünebilirsiniz. Bu çıktılar w1 ve w2 ağırlıklarıyla çarpıldıktan sonra nöronda toplanıyor ve nöronun ateşleyip ateşlemediğine bakılıyor. Eğer ateşlemişse y çıktısı 1 değerini alıyor, ateşlememişse -1 değerini.

Kuralı şekle göre yazarsak yapay sinir ağlarında kullandığımız şekli şöyle oluyor:

\(\Delta w = \eta \cdot x \cdot y \)

Burada \(\Delta \) ağırlıklardaki değişimi göstermekte. \(\eta \) da öğrenme faktörü oluyor, genelde küçük bir sayıdır ve simulasyonda 0.1 değerini kullandım.

bu gösterimde x ve w vektördür. Bunları daha açık yazarsam şöyle olur.

\(\Delta w1 = \eta \cdot x1 \cdot y \)

\(\Delta w2 = \eta \cdot x2 \cdot y \)

Hesapta kullandığım şekli de şöyle:

\(w1 (sonraki) = w1 (önceki) + \eta \cdot x1 \cdot y \)

\(w2 (sonraki) = w2 (önceki) + \eta \cdot x2 \cdot y \)

Her adımda önce bir girdi seçiliyor. Yani o adım için x1 ve x2 değerleri seçiliyor. Ardından y çıktısı o anki ağırlık değerleriyle hesaplanıyor. Ardından o girdiler ve çıktılar için ağırlıkların yeni değerleri yukarıdaki formüllere göre hesaplanıyor ve ağırlık değerleri güncelleniyor.

Simulasyonda bu modeli yukarıda açıkladığım şekilde kullandım. Simulasyon başlatıldığında ağırlıklara rastgele değerler atanıyor. Simulasyonun altında ağırlıkları nasıl güncellediğimi gösterdim. En altta ise öğrenme için kullandığım girdi noktalarını bir koordinat sisteminde kırmızı noktalarla ve ağırlık vektörünün de bu noktaları birbirinden nasıl ayırdığını gösterdim. Bu öğrenmede sistem kendi kendine öğreniyor, yani sisteme kullanılan nokta için ulaşılması gereken çıktı değeri hiçbir şekilde verilmiyor. Bu durumda sistem verilen noktaları kendine göre sınıflandırıyor. Tabii ki sadece iki nokta ile bu kuralın öğrenme yeteneği yeterli bir şekilde anlaşılamaz ama en azından algoritmanın nasıl çalıştığını görebiliriz.

Simulasyon

Kelebekler günü

Bu sabah bahçe kelebekler açısından iyi günlerinden birini geçirdi. Fazla güneş olmamasına rağmen değişik türlerde kelebekler geçerken de olsa uğradı.

Küçük bir lahana kelebeği papatyalarımda dinleniyor.

Papatyaların yanındaki lavantada arı trafiği çok yoğun olduğundan lahana kelebekleri arada şanslarını papatyalarda deniyorlardı.

Çayır esmeri (Maniola jurtina)

Çayır esmeri kışı tırtıl olarak geçiriyormuş. Yumurtaları da çeşitli çayır türlerinde oluyormuş. Bu yumurtaları bulabileceğimi sanmıyorum ama arada bahçeye uğraması bile güzel. Bu türün dişileri kırk gün kadar yaşayabiliyormuş.

Atmaca güvesi (Macroglossum stellatarum)

Bu göçmen güve türü her sene kelebek çalıma uğruyor. Çiçeklere konmadan nektarını emip gidiyor. Kendisini konmuş vaziyette henüz hiç görmedim. Nektarı görünce insanlardan da pek çekinmiyor ama.

Atalanta (Vanessa atalanta)

Bu kelebek türü diğerlerine göre insanlardan oldukça uzak durmaya çalışıyor. Yine de bugün nektara hayır diyememiş. Yıl içinde üç nesle kadar üreyebiliyorlarmış ve kışı da kelebek şeklinde geçiriyormuş.

Cengaver (Argynnis paphia)

Bahçeye lahana kelebeklerinden sonra en çok gelen tür Cengaver. Kelebek çalısının üzerindeyken pek kaçmıyor, özellikle kameranın arkasındayken beni fark etmiyor bile. Kanatlarını açmaktan da hiç çekinmiyor.

Orakkanat (Gonepteryx rhamni)

Orakkanatı da aynı çalıda dün gördüm. En uzun süre uçan ve yaşayan kelebek türlerinden biri, neredeyse 12 ay yaşayabiliyorlarmış. Ayrıca güçlü olduklarını da sanıyorum, bazı çiçek türlerinin nektarını sadece bunlar ve çok büyük arılar emebiliyor (çiçeği hafif açmaları gerekebiliyor).

Yirmidört saat içinde bu kadar türü görebilmek çok hoşuma gitti. Ev sahibim ne derse desin, Almanların aksine bahçeyi doğal ortamda bulunan çalılar ve çiçeklerle yabani bir bahçe haline getirmek bence çok doğru bir karardı.

Tohum toplamaca

Geçen hafta sonu seneye bahçeye ekmek istediğim nispeten yabani çiçeklerin tohumlarını aramaya çıktım. Hedefimde olan çiçek şuydu:

Silene coronaria

Genelde bahçelerde gördüğüm bu çiçek (Türkçesi rana nakıl) bahçenin dışında yolda da büyüdüğüne göre kolay yetişen ve dayanıklı bir tür diye düşündüm ve tohumlarını topladım. Tohumları da mikroskop altında incelediğimde başka bir güzellikle karşılaştım. Mikroskop altındaki fotoğrafım pek başarılı olmadığından bir makro çekimi büyütmeyi denedim.

Tohumların üzerindeki şekiller bana çok ilginç geldi

Umarım seneye bahçede başarılı bir üretim yapabilirim.