Günlük

Bir oyun oynuyorsunuz. Kurallarını öğrenmişsiniz. Oynarken zevk alacağınızı düşünüyorsunuz, ya da buna inanmaya çalışıyorsunuz. Oyunu yöneten kişi sürekli kuralları sizin aleyhinize değiştiriyor. Ne de olsa oyunun kuralı bu, diğerleri de bu kurallara göre oynuyor diye oynamaya devam ediyorsunuz. Bir süre sonra kural değişikliklerinin özellikle sizin gibileri hedef aldığını fark ediyorsunuz. Artık oyundan zevk almıyorsunuz. Oyundan çıkmak istiyorsunuz ama ona da izin yok.

Bu akşam çimlenen çiçeklerimin fotoğraflarını çektim.

Papatyagillerden kirpi otu (Echinacea)
Hüsnüyusuf
Düğün çiçeğigillerden Delphinium
Katmer çiçeği

Haftaya bu yılın son soğukları da bitince yeterince büyümüş olanları yavaş yavaş dışarı alacağım.

Geçen gün başladığım kitabı bitirdim. Bence Philip Dick’e dönmeden önce bir tane daha kısa kitap okuyayım. Momentum kazanmak iyi bir fikir olabilir.

Film seyretmek çoğunlukla kitap okumaktan daha zor oluyor benim için. Zorluğu aslında seyretmekte değil de bitirmekte. Bütün gün çok yorulduğumdan her filmde uyuyakalıyorum. En iyisi şimdi uyuyakalmadan önce geçen gün başladığım filme biraz daha devam edeyim.

Günlük

Bu sabah evden çıktığımda termometreler iki dereceyi gösteriyordu. Umarım soğuklar yakında biter. Salonda saksılardan, mini seralardan yer kalmadı. Hem onlar için de bahçede olmak daha iyi olur.

Trenden inince istasyonun arkasındaki yolu seçtim bu sefer. Elf Freunde anıtına doğru inmeye başladım. Kavşağa geldiğimde yanyana şu iki ağaçla karşılaştım.

Kısa günün karı diyerek şirkete gittim. Bugün işler dünkü kadar yoğun olmasa da daha problemliydi. Neyse ki gün sonunda birkaç sorunun nedenini bulabildim. Korona virüsü nedeniyle kalabalık bürolarda elemanların artık sadece yarısı çalışıyor. Diğer yarısı evlerinden çalışıyor. Bilmediğim bir nedenden ötürü bizim şirkette buna home-office yerine mobil çalışma deniyor. Heralde patronun evle ilgili kötü anıları var.

Bu tenha büroların etkisi mi, yoksa korona korkusu mu bilemiyorum ama artık bürodaki arkadaşlarla bir çok ilişkide aşılamayan osuruk eşiğini geçmiş bulunuyoruz. Umarım bunu daha da abartmayız.

Akşam eve geldiğimde bahçedeki çiçeklerin dün geceki buz gibi havayı atlatmış olduğunu gördüm. Bu moralle aynı ölüm kalım savaşından galip gelmiş olan bir miktar yaban otunu yolmaya giriştim. Bu iş için kullandığım küçük tırmığımın bir dişi yamuldu. Bazı yaban otlarının ölüme canla başla karşı koymaları gerçekten de takdire değer.

Bahçe işinden sonra bir ağaç da mezarlıkta çekeyim dedim. Korona nedeniyle mezarlığa da sadece tek kişi veya tanıdık biri olmak ve mesafeyi korumak şartıyla iki kişi girilebiliyormuş. Bütün bu şartları sağladığıma emin olduktan sonra mezarlığa girdim ve bu fotoğrafı çektim.

Böyle güzel bir manzaraya kavuşmak için ölmek biraz abartı bence ama yine de düşünülebilir.

Günlük

Korona salgını başladığından beri kitap okumakta zorlanıyordum. Okuduğum Philip Dick hikayeleri bir miktar konsantrasyon gerektiriyordu ve bunu bir türlü beceremiyordum. Tabii ki çocukların da sürekli evde olması nedeniyle suçu gürültülü ortama atmak da mümkün ama bunun bir faydası olmaz. Bir iki gün önce verimsiz ısrarımdan vaz geçtim ve daha kısa olan bir çocuk kitabına başladım. Okuma sorunu da yavaş yavaş geçti gibi. Anlaşılan gerçekten de zorla güzellik olmuyor. Hele böyle kısa bir hayatta…

Fotoğraf çekmeye devam ediyorum ama o da anca hafta sonlarında. Turuncu süslüler sezonu kapatmak üzere ve hala ne bir erkek kelebeğin ne de yumurtalarının fotoğraflarını çekemedim. Olsun, bu yıl da böyle geçsin. Ormandaki sarımsak otu nüfusunun artışına bakılırsa belki de gelecek sene çok daha fazla turuncu süslü olacak. Aceleye gerek yok. Belki de fotoğraf makinemi işe giderken de yanımda taşırsam daha iyi olabilir. Çevrede güzel ağaçlar var, onların fotoğraflarını çekebilirim ve belki o fotoğrafları resimler için fikir olarak kullanabilirim. Tabii ki resim yapmayı beceremiyorum ama seviyorum.

Bu arada evet, salgına rağmen işe gidiyorum. Bilgi işlem grubumuz herkes için evden çalışma imkanı sağlayamadı. Ben de evden zaten çalışamayacağımı düşündüğümden şirkete gitmeye karar verdim. Ayrıca yaşadığım eyalette salgın o kadar yaygın değil. Bu iyi bir şey mi yoksa kötü mü onu da bilmiyorum. Buna kafa yormak da istemiyorum.

İşler şu sıralar zaten çok yoğun. Salgın nedeniyle uluslararası fuar ertelendi. En azından fuar projeleri ertelendi derken şirket bünyesinde fuar yapmaya karar verdik ve aynı projeler bu sefer hiç hazır değilken karşımıza geldi. Bunun yanında şu an çalıştığım sürümde çok garip bir sorun çıktı ve bu sorun sadece bu sürümde mi var onu da henüz bilmiyorum. Benim açımdan bu Mayıs ayı hiç de damadın dediği gibi Nisan’dan çok daha iyi olmayacak. Şimdiden yorgunluk belirtileri göstermeye başladım. Yorgunluk dedim de aklıma geldi. En iyisi yatayım şimdi. Uykum da geldi.