Programlama öğrenmek

Profesyonel olarak bildiğim ve sürekli kullandığım birkaç tane programlama dili var. Şu sıralar yeni dillerden de bazılarını öğrenmek istiyorum. Neden mi? Hem biraz merak hem de mesleğimde geride kalmamak için. Sonuçta yeni nesiller daha çok yeni dilleri öğrenecektir ve gelecekteki işlerde benim de bu yeni dilleri konuşabiliyor ve yazabiliyor olmam gerekecek.

Bu hafta scala dilini kitaptan okumaya devam ettim. Kitapta anlatılan özelliklere bakılırsa ilginç bir dil. Hoşuma gitti. Yalnız, kitaptaki örnekleri programlayıp onlarla oynamak bana yeterince öğretici gelmedi. Tekrar etmek öğrenmek için gerekli bir adım ama bazı sorunları düşünüp çözmeye çalışmak daha önemli bir yöntem bence. Meslekte dil öğrenmek kolay çünkü sürekli üzerinde çalıştığımız projeler, çözmeye çalıştığımız problemler vardır.

Bunun üzerine kitaptaki programları papağan gibi tekrarlamak yerine başka bir çözüm aramaya başladım. İnternette scala egzersizleri buldum. Bu sayfada oldukça basit bazı şeyler buldum ama bence böylesi daha iyi. Kolay programlanabildiği için tekrarı da kolay oluyor böylece. Biraz önce kısaca bu şekilde Türkçe kaynak olup olmadığını arattım ve açıkçası burada verdiğim linkteki kadarını da bulamadım.

Bir başka doktor muayenesi

Bu doktor maceralarım beni her zaman güldürmeyi başarıyor. Geçen hafta ürolog randevum vardı. Randevu zamanı geldiğinde muayenehaneye gelmiştim ama bencen önce iki kişi daha vardı. Beklemeye başladım. On dakika sonra sıra bana geldi. İçeri girdim ve hemşireye randevum olduğunu söyledim. Bana idrar tahlili için bir kap verdi. Tuvalete gittim. Tuvalet doluydu. Ben beklerken başka bir hasta geldi ve tuvaletin dolu olduğunu görünce kadınlar tuvaletine girdi. Birazdan erkekler tuvaleti boşaldı. İçeri girdim, kabı elime aldım ve işemeye başladım. Yani başlamak istedim. Birkaç damladan sonrası gelmedi. Bir beş on dakika daha boğuştum ama olmadı. Eser miktarda idrarla kabı geri götürmek de istemedim. Maazallah sırf bu örnek için özel vitrin yaptırıp üzerinde adımın yazılı olduğu bu kabı herkese sergileyebilirlerdi. Kabı tuvaletle laboratuar arasındaki kapağı açıp aradaki bölmeye koydum ve çıktım. Bu sırada hemşire de beni arıyormuş. Kısaca, kabı hemen hemen boş bir şekilde ara bölmeye koyduğumu söyledim ve o da “sorun değil” diyerek beni doktorun yanına gönderdi.

Doktor önce kan tahlili sonuçlarını anlattı. Değerler yine biraz yüksekmiş ama sorun değilmiş. Geçen seneki işlemlerin aynısını yaparız diyerek Ocak ayı için randevu verdi. Ardından bir şikayetimin olup olmadığını sordu. Ben de önce yok dedim ama sonra şikayetsiz gidersem doktora ayıp olur diye işerken hafif bir yanma var dedim. O da “idrar tahlili verdiniz nasıl olsa, orada bakarız” dedi. Ben de durumun düşündüğü gibi olmadığını anlattım. “Hallederiz” dedi. Sonra muayeneye geçti. Şimdi muayenenin detaylarına girmeyeceğim. Doktor yeterince girdi zaten. Ardından “her şey yolunda, Ocak’ta görüşürüz” dedi. “İdrar tahlili ne olacak?” diye sordum. O da “muayene ettim, sorun yok” dedi. İçimden “vay be, gavur ultrasonla yanmayı bile kontrol edebiliyor. Bir de idrar örneği verebilseydim neler neler bulurlardı acaba?” diyerek odadan çıktım.

Isenachweiher

Hafta sonu çocuklarla yakınlardaki bir göle gittik. Isenach adlı akarsunun döküldüğü Isenachweiher. Tabii ki bu mevsimde çok bir şey görmeyi beklemiyordum. Fotoğraf makinemin pilini de bu nedenle şarj etmemiştim. Aslında bunun ne kadar kötü bir fikir olduğunu gidince anladım.

Yağmur sonrası bir dönem olduğu için çevre patikalar mantarlar açısından çok zengindi. Gölün çevresinde kısa bir tur sonunda bir sürü mantar türü görebildim. Çocuklar sıkılmasa gezintiyi daha da uzatabilirdim ama zaten yeterli şarjım da yoktu.

Hazır göle gelmişken iki kavanoz su örneği aldım. Gölün çevresindeki aşırı yüksek ağaçlar yüzünden gölde pek su bitkisi yoktu ama belki örneklerde bir şeyler bulabilirim diye ümit etmiştim ve düşündüğümden iyi şeyler de çıktı.

Türlerin ne olduğunu henüz bilmiyorum ama şimdilik şu diatomları bulabildim:

https://www.instagram.com/p/CGmNZEspxZV/
https://www.instagram.com/p/CGmW7jypJVm/

Ayrıca gölde tipik ördek aileleri de vardı. Hatta bir balıkçıl da kısa süreli bir iniş de yaptı ama hemen uzaklaştı sonra. Anlaşılan gölde balık da varmış.

Kısa bir turdan sonra yine evin yolunu tuttuk.

Doktor randevularında bu hafta

Bu yıl başında yaptırdığım biyopsilerden sonra üroloğa kontrole gittiğimde bana şunu dediğinden eminim: “Sonuçlar iyi. Kanser değil. Bir sonraki kontrolü ekimde yaparız. Aralıkta da ameliyat için randevu alın, geçen sefer yapılan işlemin aynısı yapılacak.”

Yani ben böyle anladım. Sonuçta atipik hücrelere rastlanıldığı için her yıl aynı kontrollerin yapılması da bana hiç anormal gelmedi. Doktor o muayenede bana ameliyat için alt bir kağıt da vermişti. Açıkçası pek dikkat etmedim kağıda, üzerinde anlaşılmaz bir iki kelime ve daha da anlaşılmaz bir imzadan başka bir şey yoktu. Muayenehanedeki hemşirelere bunu gösterdiğimde o kağıdı benden aldılar ve alt kattan ameliyat için randevu almamı söylediler. Hatta geç kalmamamı bile söylediler. Bu bana ilginç gelmişti, çünkü geçen sene randevuyu iki hafta kala çok rahat almıştım. Bu senenin tek özelliği ise korona yılı olmasıydı. Belki daha az ameliyat yapacaklardır diye düşünüp nedenini sormadım.

Yazın bu randevu sorunlarıyla pek ilgilenmedim. Eylül geldiğinde artık şu kontrol muayenesi için randevu alayım bari dedim ama telefonla muayenehaneye ulaşmak bir türlü mümkün olmadı. Sürekli meşgul. O zaman kendime sormaya başladım. Neden muayenehaneler kendilerinde kayıtlı hastalar için online randevu sistemi kurmuyorlar acaba? Telefonun tamamen kalkmasına da gerek yok, bazı hastalar telefonda önce bilgi almak isteyebilir.

Sonunda senelik iznimde muayenehaneye gittim. Haftaya bir randevu aldım. Sonra alt kata inip ameliyat için randevu alayım dedim. Danışmadaki kadın beni dinledi ve sonra bana garipçe baktı ve “randevuyu doktordan alacaksınız” dedi. Bana doktorun altı ay önce böyle söylediğini anlatmama rağmen kadın “biz anestezistiz, ameliyatı doktorunuz yapacak. Randevuyu ondan almalısınız” dedi yine. Açıklama bu açıdan bakınca mantıklı geldi ama peki bana aylar önce muayenehanede neden aksini söylemişlerdi? Muayenehaneye çıkıp bir de oradakilere sorayım dedim. Durumu anlattım ve kayıtlara baktılar. “Sadece kontrol gözüküyor sizde, doktor kontrolde ameliyat gerekip gerekmediğini söyler o zaman randevu alabilirsiniz” dediler. Son geldiğimde aynı insanlar çok farklı şeyler demişlerdi ama. Yoksa ben mi her şeyi yanlış hatırlıyordum? Ben bu düşüncelere dalmışken hemşirenin hayaş meyal “bir hafta filan önceden kan vereceksiniz. Değerlere göre doktor karar verir” dediğini duydum. Yeniden düşünmeye başladım. Bir hafta önce mi? Zaten randevum haftaya, yani bu hafta kan vermem lazım. On dakika önce diğer hemşire bana randevumla beraber bir kağıt daha vermişti, üzerinde kan verme saatleri yazıyordu. O sırada bakmamıştım ama randevu saatimde kan verme şansım olmayabilir bu durumda. Peki o hemşire neden bana bir hafta önce kan vermem gerektiğini söylemedi? Neyse daha fazla bir şeyleri yanlış anlamadan eve gideyim en iyisi.

Dün kan vermeye gittim. Sıra yoktu. Hemen beni içeri aldılar. Kan örneği alındı ve hemşire tamponu yapıştırdı ve buraya bastırın dedi. Diğer hemşire de kanı alan hemşireye “neden onu hemen dışarı atıyorsun ki?” diye sordu. Tipik bir yanlış anlama olmuştu. Kanı alan hemşire de “dışarı atmadım, tamponu bastırmasını söyledim” dedi. Artık benim kafam karışmıştı. İşim bitmişti ama gitmeli miydim kalmalı mıydım? Dört metrekarelik odada oturup bekledim ben de. Beş dakika sonra başka bir hemşire geldi ve “sizin işiniz bitmiş miydi?” diye sordu. İçimden “bilmem” dışımdan ise “evet” dedim. Giyinip kimseye bir şey sormadan çıktım eve gittim. Bakalım haftaya bir şey unutmuş muyum unutmamış mıyım öğrenirim heralde.

Tatil ve programlama dilleri

İki haftalık iznimde birkaç güncel programlama diliyle ilgilenmek istedim. Bu iş için öncelikle şirkette de kullandığım Eclipse program geliştirme ortamını kullanmayı düşündüm. Ne de olsa değişik dillerde programlama yapmak için tasarlanmış bir sistem. Marketplace adı verilen eklenti indirilen yerden doğru eklentileri indirdim. Go dili için Ubuntu altında epey işlem yapmam gerekti ama bunu nedense Eclipse altında çalıştırmayı başaramadım. Bir sürü ayar yapmam gerekti ama projeyi kurduğumda nedense programları acayip yerlerde çalıştırmaya kalktı. Ardından Go için başka bir program geliştirme ortamı aradım ve LiteIDE diye bir programı indirdim ve orada Go eklentisini yükledim ve hemen çalıştı. Büyük projeleri şimdilik düşünmediğim için bana yeterli geldi. Skor eclipse için 0-1 oldu böylece.

Ardından Rust dilini denedim. Yine eclipse için eklentisini yükledim. Bu daha sorunsuzdu ama sıra deneme programını çalıştırmaya geldiğinden yine bazı ayarları yapmam gerektiğini fark ettim ama bunu da beceremedim. Bunun üzerine bunu çok daha önceleri yüklediğim intelliJ Idea programının community versiyonunda deneyeyim dedim. Eklentiyi orada yükledim ve deneme programı hemen çalıştı. Böylece skor Eclipse 0 – Diğerleri 2 oldu.

Üçüncü adayım C++ diliydi. Bunu da 10 yıldır C++ programı yazmadığım için don standardlarda neler olduğunu öğrenmek için istiyordum. Bunun eclipse altında çalıştığından eminim çünkü daha önce de kullanmıştım. Nedense Java için kullandığım eclipse programına C++ eklentisi bulamadım. Bunun üzerine C++ için olan eclipse versiyonunu indirdim ve kurdum. Hemen C++ denemelerine başlayabildim. Sonunda Eclipse bir gol atmayı başarmıştı.

Son olarak da Scala dilini denemek istedim. Bu dil Java platformunda çalıştığı için eclipse sorun olmayacaktı. Eklentiyi ekledim ve deneme programını yazdım ama projeyi bir türlü çalıştıramadım. Bunun üzerine aynı denemeyi intelliJ Idea programında denedim. Eklentiyi yükledikten sonra deneme programı hiçbir ayar yapmaya gerek kalmadan çalıştı. Sonuç Eclipse 1 – Diğerleri 3 şeklindeydi.

Eclipse oldukça başarılı bir program ama benim beklentim de yüksekti. Mesela eklentiyi yükledikten sonra minimum ayarlama yapmak bunlardan biriydi. Bu diller bilgisayardan anlamayan birinin ilk programlama dili olabilir neticede ve bu ortamın böyle ihtimallere hazır olması lazım. Sonuçta intelliJ Idea bunu çok rahat başardı. IntelliJ Idea ile sadece Go dilini kullanamadım çünkü o eklenti sadece tam sürüm için vardı ama. Şimdilik ilgilendiğim diller için çözümler bulduğuma göre artık öğrenmeye başlayabilirim.

Algılar ve emin olmak

Dün sabah, daha doğrusu perşembe akşamı servis elemanımız şöyle bir mesaj göndermiş.

“Son yaptığımız güncellemenin hatayı düzelttiğinden emin olabilir miyiz?”

Sorunun biraz anlaşılır olabilmesi hikayenin biraz daha başına gideyim.

Çarşamba günü müşteride bir sorun çıktı diye beni aradılar. Müşterideki makineye bağlandım ve servis elemanının yardımıyla sorunu incelemeye başladım. Sistem ürünlerle eğitildikten sonra eğitimde kullanılan ürünler beklenen sonuçları vermiyordu. Görüntü işlemeci arkadaş da ürünler için yanlış parametrelerin kullanıldığını, eğitim sonrası parametrelerin bunlar olmadığını söylemişti. Makineye bağlandıktan sonra üretim hızının yüksek olduğunu gördüm ve sistem üzerindeki yükğ azaltmak için bir iki parametreyi değiştirdim. Bu değişikliklerden sonra ürün görüntülerinin kaybolduğunu gördük. Kayıtlara bakınca görüntü işleme programıyla haberleşmede bir sorun olduğunu gördüm. Haberleşme fiziksel olarak doğru çalışıyordu ama sunucu programındaki bir hata verilerin programa gelişini engelliyordu. Bunun üzerine bu versiyondan sonra bu yönde bir hata ayıklaması yapılmış mı diye kontrol ettim ve bu modüllerde bazı iyileştirmelerin yapılmış olduğunu gördüm. Servis elemanına güncelleme yapıp tekrar test etmeyi teklif ettim ve bunu ekiple de konuşacağımı söyledim. O akşam güncellemeden önce yaptığımız ilk testler üretim hızında olmadığından bize pek doğru bilgiler vermedi ne yazık ki.

Ertesi gün ekiple yaptığım görüşmeden sonra güncellemeye karar verdik. Perşembe öğleden sonra güncelleme yapıldı ve tekrar sisteme erişip durumu kontrol ettim. İlk başta görüntü yine yoktu ama bu sefer bir uyarı mesajı sayesinde sorunun bu sefer çok yavaş üretim nedeniyle parametrelerin uyumsuzluğunda yattığını buldum. Parametreleri düzelttikten sonra görüntüler geri geldi ve bir gün önceki sorunlar da artık gözlenmiyordu. Şimdilik.

İşte yukarıdaki mesaj bu olaylar yaşandıktan sonra gönderilmişti. Mesajın devamında ise şöyle şeyler de vardı.

“Makine operatörleri buna benzer sorunların daha önce de yaşandığını söylemişti ama ben o kadar zaman oradaydık ve hiç böyle bir şey gözlemlemedim. Ta ki parametreler değiştirilene kadar. Ayrıca bence yaptığımız tek şey de hatayı bulmadan güncelleme yükleyip işi şansa bırakmak oldu.”

Oturup cevap yazmaya başladım. Öncelikle hatanın giderildiğinden emin olmak kısmına değindim. Sistemlerde hatanın tanımı kişiden kişiye değişir. Kullanıcı için ürün görüntüsünün bir kere gelmemesi bir hatadır ama programcı için bu aslında bir hata kümesidir. Yani buna yol açabilecek bir sürü senaryo vardır ama o an yaşanmış olan bu senaryoların sadece birisidir. Dolayısı ile güncelleme büyük ihtimalle bu tek senaryoyu düzeltmiştir ama kullanıcının algıladığı bütün hata senaryolarını düzeltmemiştir. Bu nedenle o hata (aslında aynı şekilde görünen başka bir hata) tekrarlandığında kullanıcı hatanın giderilmediğini, programcı ise başka bir senaryonun daha tespit edildiğini düşünecektir. Bu anlaşma sorunu ne yazık ki tamamen giderilemez, çünkü iki taraf da aynı şeyi farklı teorilerle yorumlar. Bu da normaldir. Böyle durumlarda kullanıcılarla konuşurken bunların aynı görünümde farklı senaryolar olduğunu kısaca anlatmaya çalışırım hep, ama çok da uzatmamak lazım. Bütün teoriyi açıklamak çok karmaşık olabilir.

Peki aynı görünümdeki hataların aslında farklı hatalar olduğu konusunda hemfikir olmadığımızı varsayarsak, bu hatanın giderilip giderilmediğinden nasıl emin olacağız? Yaptığımız oldukça karmaşık sistemlerde olası bütün yolları test etme şansımız olmadığından (Şans yok çünkü olası yolların sayısı çoğunlukla evrendeki tanecik sayısından fazla oluyor) olası yöntemlerin biri bir araç kullanarak mantıksal olarak bu hatanın ortaya çıkamayacağını ispatlamak olabilir. Burada sorun yine oldukça fazla yolun ispatlanması oluyor ve bunu yapacak programın da çok uzun süre çalışması gerekecektir. Bunun yerine programcı bunun bir kısmını otomatik araçlarla geri kalanını da kafasında kabaca yapma yolunu seçmekte. Tabii bu da bütün olasılıkları kontrol etmiyor ama başarı oranını yine de genelde yeterince yüksek tutuyor. Yeterince yüksek dediğim bu olasılık belli bir karmaşıklığı aşan sistemlerde asla yüzde yüz olmuyor ama. Yani emin olma şansımız yok.

Servis elemanımıza bu şekilde bir cevap yazdım. Yazdığım cevapta algı sorunlarına hiç değinmedim ama. Bir şey kötü gittiğinde beynimiz tabii ki daha farklı çalışıyor. Parametreler değiştiğinde ortaya çıkan hatanın nedenini parametre değişimi olarak algılarken, aynı parametrelerle güncelleme yapıldığında ortaya çıkmayan hatanın nedenini bir tesadüf olarak görebiliyor. Sonuçta iki olay da sadece bir kere ortaya çıktığından kendi tecrübelerinin istatistiki değerlendirmesi için aslında yeterince veri yok ama algılarda bu tür farkla da oldukça normaldir.

Teknik olarak bütün bu senaryo elemanın mesajında belirttiği gibi bir tesadüf ürünü olabilir. Yani sistemdeki çok başka bir hatanın bütün bunların nedeni olma ihtimali var. Güncelleme istememin nedeni bir bakıma bu ihtimale karşı düşünülmüş bir hareketti. Bu durumda bu hatayı tahminen daha az hataya sahip yeni versiyonda daha kolay bulup sadece tek bir versiyonda düzeltme yoluna gidecektim. Bu hata hala ortaya çıkmadığından planım şimdilik iyi işlemiş gibi görünüyor.

Ordan burdan

Şirkette işlerin yine çok yoğun olduğu bir dönem. Özel müşterilerin acayip projelerini yetiştirmeye çalışıyoruz. Aslında yetişme şansı yok ama klasik yöntemlerle yetişmiş gibi göstereceğiz ve müşteri de bu oyunu oynayacak. Sonrasında bütün inisiyatif müşteride olacak ama. Neyse işte. Her günün dörtte biri şirket içi toplantılarla geçiyor. Bizim şef de işin yetişmeyeceğinin farkında olduğu için minimum iş yükü almak için uğraşıyor. Aynı zamanda bu projede beraber çalıştığımız diğer bölümü de çaktırmadan zor durumda bırakıyor. Nedense diğer bölümün ekibi de bu oyunu hala oynuyor. İki şefin de yazılım projesi yönetme metodlarını sevmiyorum nasıl olsa. Ne halimiz varsa görelim.

Bahçede artık tohum toplama dönemi başladı. Açmış çiçeklerin tohumlarını epey topladım. Açacak gibi duran bir iki çiçek daha var gibi ama ne olur bilinmez. Asıl dikkatle takip ettiğim şey ise bir karalahana üzerindeki iki adet lahana kelebeği tırtılı. Ani bir yağmur ya da kedi, kuş saldırısına uğramasınlar diye lahanayı mini bir serayla kapattım ve o bölgeyi doğal park ilan ettim. Umarım en az bir koza oluşur orada.

Bundan başka evde resim çalışmaları yavaş ama düzenli bir şekilde devam ediyor. Sonunda resim teknikleri için güzel kağıtlar bulabildiğimi sanıyorum. Sulu boya çalışmalarım için Hahnemühle Cornwall kullanmaya karar verdim. Boyayı güzel emiyor, ufak hataları düzeltmeye imkan veriyor ve de ucuz sayılır. Pastel boyalar için de biraz daha pahalı olan Pastel Mat kağıtlarını kullanmaya karar verdim. Özellikle soft pastel konusunda harika bir kağıt. Hataları bir fırça yardımıyla düzeltmeye imkan veren bir kağıt. Kesinlikle parasını hakediyor.

Şu sıralar yolunda gitmeyen tek şey kilo almam ve bir de hiç değişmeyen Serkan’ın tembelliği meselesi var. Serkan konusunda pes etmiş durumdayım. Mutlak bir pes etme değil ama kabullenmişlik diyeyim en iyisi. Bakalım bir çaba göstermeyi düşünecek mi?

Şans

Sanırım sonunda doğada lahana kelebeği yumurtası görmeyi başardım. Hem de benim bahçede. Kuzenden geçen yıl aldığım çiçek tohumlarının bir kısmı lahana tohumu muydu diye düşünmeye başladım açıkçası. Çok erken yaprak açtı ama aylardır bir çiçek çıkmadı. Geçen gün baktığımda da üzerinde yirmiden fazla yumurta vardı.

Internette lahana kelebeği yumurtasına baktığımda aynı bu şekilde ve dizilimde yumurtalar görünce umutlandım. Çiçekten ümidi kestim ama bu bitkiyi tırtıllara feda etmeyi düşünüyorum. Salyangozlardan koruyabilirsem tabii.

Kediler

Çocukluğumdan beri en sevdiğim hayvanlar kedilerdir. Her dönem sokak kedilerimiz oldu. Evde beslemeyi hiç düşünmedim. Kedinin doğasına aykırı gelirdi bana. Özgürce gezebilmeli kediler. Acıkırsa gelsinler, yeterdi bana. Gelmezse de bir süre beklerdim. Hala gelmemişse bir araba tarafından ezildiğini düşünürdüm. Yaşadığım yerde çok normal bir olaydı bu.

Kedilerle beraber çok değişik, bazen de korkunç şeyler yaşadım. Hatırladığım en eski kedi anım, turşucunun evinde kiradayken balkonda uyuyan yavru kediyi sevmek isterken birden uyanıp kolumu boydan boya tırmalamasıdır. Genelde ya balkonda ya da Nihanların bahçesinde dolaşırdı. İki yolun arasında kalan bu bölge güvenli bölgeydi.

İlkokula başladığım zamanlarda inşaat kumlarında oynardık. Bu sırada elimin defalarca kedi bokuna bulandığını hatırlarım. Bu yüzden mi hatırlamıyorum ama yine o zamanlarda kedilere taş atardık. Kediler çevik hayvanlardı vuramazdık. Bir gün sarı büyükçe bir kediyi tam kafasından vurdum ama. Çok mutluydum. Kimsenin yapamadığını yapmıştım. Kedi de hiçbir kedinin yapmadığını yapıp kaçmadan bana dik dik bakmıştı. Çok mutsuzdum.

İlkokul dördüncü ya da beşinci sınıfta bir akşam folklor ekibi çalışmasından eve dönüyordum. Hava kararmıştı. Okulun önündeki ana caddeden karşıya geçerken hızla gelen bir askeri aracın ne renk olduğunu seçemediğim bir kediyi ezdiğine şahit oldum. Kedi karın kısmından yola yapıştı. Kafasını kaldırıp doğrulmaya çalıştı ama imkansızdı. Bir daha da denemedi.

Ulaşlı’da yaz tatillerimde denizci kedilerle tanıştım. Rıhtımda kendi balığını kendileri tutarlardı. Sandala binip bizimle balığa çıkar ve küpeştede volta atarlardı.

Gölcük’te amcamların bahçesinde her yıl bir sürü kedi olurdu. Güvenli bir bölgeydi. Amcamın komşusu Nuri amca bu kedileri hep beslediğinden yiyecek aramak için ana caddeye çıkmalarına da gerek olmazdı. Bizden korkarlarsa da Nihanların bahçesi hemen yan taraftaydı. Buradaki bir sahnede anne kedinin üç yavrusundan ikisini emzirdiğini hatırlıyorum. Bir karış uzaktaki üçüncü yavru o kadar zayıftı ki emzirilmesine gerek yoktu artık.

Bu bahçedeki kedilerin saltanatı kuzenimin amcama iki kangal yavrusu hediye etmesine kadar sürdü. Ne yazık ki kediler Nihanların bahçesine kadar kaçmayı başaramamışlardı.

İstanbul’da Göztepe benzincide karşıdan karşıya geçmeye çalışan panik halindeki kedi ezilmesin diye kuzenle beraber kendimizi otobüsün önüne attığımızı hatırlıyorum. Kedi sağ salim karşıya geçmişti. Tam rahat nefes alabiliriz derken aynı kedi yine panik halinde bu sefer de yolun öbür tarafına geçmeye kalktı.

Birgün kuzenle Göztepe’deki eve gelirken bir yavru kedi peşimize takıldı. Eve geldiğimizde kedi hala arkamızdaydi. Ne yapalım derken, eve alalım dedik. İlk kez evde bir kediye bakacaktım. Kediyi önce küvette yıkamaya koyuldu. Pireleri fark ettiğimizde kuzen kediyi kapının önüne koydu. Bütün bir gece yavru kedi miyavlaması dinledik.

Ataşehir’in arkasındaki evde oturuyorduk. Üniversitedeyim o zamanlar. Bir gün dersten çıkıp eve gelirken bir bahçede iki köpeğin ağaçtaki yavru kediye havladığını gördüm. Ağacın biraz ötesinde anne kedi açıkta durmuş köpeklere bakıyordu ama köpekler anneyle değil yavruyla ilgilenmekteydi. Ağaca yaklaştım ve yavru kediyi almak için uzandım. Birkaç saniye içinde benden korkup ağaçtan aşağı atlayan yavru kedi iki köpeğin dişleri arasında plastik köpek oyuncağı gibi çekiştirilmekteydi. Anne kedi cansız yavrusuna son bir kez baktı ve arkasını dönüp gitti.

Almanya’da kedisiz zamanım olmadı sanıyorum. Bu sefer hepsi yasal olarak ev kedisiydi ama isterlerse ormanda gezmeye gidebiliyorlardı. Felix haftalarca ormana gidip yara bere içinde geri dönerdi. O geldiğinde televizyonun karşısındaki koltuğu ona bırakıp sadece üzerindeki keneleri ayıklardım. Ne kadar yaşlı olsa da doğanın çağrısını asla cevapsız bırakmadı ve her seferinde tek tek bütün dişlerini bıraktığı ormana döndü. Bir gün de bir daha geri dönmedi.

Ondan sonraki kedilere de Felix adını verdik. Bir yaşını doldurunca ormana gittiğini düşündüğüm İkinci Felix ve Üçüncü Felix de bir daha geri dönmedi. Ancak o zaman komşuların da kedileri öldürebildiğini öğrendim.

Yoshi’nin ve Felix’in dönüşümlü alfa erkeklik dönemlerine şahit oldum. Bu kavgalar nedense Yoshi’nin ilk özgürlük denemesinde bir köpek tarafından ısırılmasının ardından son buldu. Veterinerin kesilmesi gerekebilir dediği, Yoshi’nin iki ay peşinden sürüklediği arka ayağı da mucize eseri iyileşti.

Son dönem ise tam bir katliam. Mia’nın çocukları bahçede ne bulursa avlıyor. Kertenkele, fare, kuş, kelebek. Avlarını eve getirmedikleri sürece sorun olmuyor. Bugün işten eve geldiğimde salondaki çalışma masamın altında normalde olmadığı kadar çok kuş tüyü vardı. Bari çocuklar gelmeden ölüsünü ortadan kaldırayım derken masanın altında hareketsiz duran dişi bir karatavuk gördüm. Nefes alıyordu. Sırtında kırmızı bir açıklık vardı. Oradaki bütün tüyler yolunmuş ve büyük ihtimalle de ısırılmıştı. Uçamıyordu, sadece sekebiliyordu. Kanatlar ve en az bir bacak da çok kullanılmaz durumdaydı. Veterinerler kapatmıştı artık. Yarını çıkarabilirse veterinere götürürüm diye mini seralarımdan birine koydum. Kediler de rahat bıraksın diye serayı yanıma aldım. Bir süre sonra artık ayakları üzerinde de duramamaya başladı ve az önce öldü.

Grigori biraz önce odaya odaya geldi Seraya bir göz attı, yanımda kıvrılıp yattı ve şimdi beni yalamaya çalışıyor.

Orman

Ormanın ilk bakışta monoton gözüktüğünden hep bahsetmişimdir. Buradaki ormanda hemen hemen değişmeyen bitki örtüsü eğrelti otları ve belli başlı çalı türleridir. Ağaçlara laf etmeyeyim, çünkü onlar da büyük ihtimalle ormancıların seçtiği türlerdir. Birkaç yüz metre mesafeden tamamen aynı görünen bu koca orman kütlesi yakından bakınca farklılıklar gösterir tabii ki.

En azından bitki türlerinin görülme sıklığı çok değişir. Bu hafta sonu vadinin öbür tarafındaki ormanda yürüyüşe çıktım. Gezdiğim kısımda, heralde biraz daha fazla güneş aldığından, ormanın büyüklüğüne göre az da olsa bizim tarafa göre çok daha fazla çiçek vardı. Genelde böğürtlenler ve papatyalardan oluşan bir flora ile karşılaştım. Birkaç hafta daha önce gitmiş olsaydım epey bir yüksük otuyla karşılaşacaktım. Gecikince tohumlarıyla yetinmek zorunda kaldım.

Şimdi bazılarını ilk kez gördüğüm çiçeklere geldi sıra.

https://www.instagram.com/p/CDb9zQvpnjv/
https://www.instagram.com/p/CDb99kLptYo/

Bu fotoğrafta belli olmuyor ama neredeyse boyuma yakın büyüklükte bir çiçek. Bahçede bu kadar büyümüyorlardı.

https://www.instagram.com/p/CDb-ENRJ4Ce/

Bu çiçekler tanıdık ama bitki çok yabancı geldi bana.

https://www.instagram.com/p/CDb-dNmplgE/

Gezdiğim yerde bunlardan epey vardı.

https://www.instagram.com/p/CDb-1bRJ5Oc/
https://www.instagram.com/p/CDb_D5_J26k/

Bundan sadece bir tane gördüm. Yakında olgunlaşacak gibi görünüyorlar.

https://www.instagram.com/p/CDb_LbJJ5NP/

Bundan da sadece bir tane görebildim. Tohumları henüz olgunlaşmamıştı. Demek ki önümüzdeki haftalarda bu parkuru tekrar denemem gerekecek. Hem bu gezintiler kilo vermeme de yardımcı oluyor. Tabii ki fotoğraf safarileri sakat elime de iyi gelmiyor. Umarım ameliyat zamanlaması iyi olur da tohumları toplayabilirim.